31 Ekim 2015 Cumartesi

uzun hikaye



Bilenler Bilir… ”Mahalli dilde ‘part’ diye bir kelime vardır. Bilenler bunun karın, göbek, mide, işkembe mânasına geldiğini bilirler.
Ayrıca tarihte İskitlere komşu olmuş, göçebe olarak Mezopotamya’ya, İran topraklarına uzanmış, oralarda yerleşmiş ‘Partlar’ denilen bir kavim vardır, bu da biliniyor. İran efsanelerinde yiğit, savaşçı, aristokrat diye geçen Partlar zaman içinde Yunan âşığı kesilip, kurdukları saraylarda rezilane bir hayat sürmeye başlamışlar. Tabii halk bu gidişe tepki göstermiş ve sonunda Sasaniler iktidara geçerek Partların hakimiyetine son vermişler.
‘Parti’ kelimesi ise bize Fransızcadan geçmiştir. Dilimizde birkaç mânası ile kullanılıyor. 1. Parça, kısım. Mesela ‘Bir parti kumaş geldi’ deriz. 2. Bir siyasi gaye etrafında birleşenlerin meydana getirdiği kuruluş, fırka, hizip. Bu da malum mânadır. 3. Eğlence toplantısı. İşte bu mühim. Çünkü bizimkiler ‘Kokteyl partisi’ veya ‘av partisi’ gibi partciliği eğlence haline getirmişlerdir. 4. Bir defada oynanan oyuna da parti deriz. Mesela ‘tavla partisi’ gibi. 5. Kelepir, vurgun mânası ki, en önemlisi budur. ‘Partiyi vurmak’ deyimi büyük kazanç sağlamak demektir. ‘Partiyi kaybetmek’ ise elde ettiği bir kazancı, haksız biçimde geldiği makamı yitirmek demektir.
Şimdi, aziz okuyucular, dilimizde niçin ‘part’ diye bir kelime var olmuş,  anladınız değil mi?
Hâlâ anlamamış olanlar için daha açık bir ifade ile şunları söylüyorum:

Şiş göbekler; gövdesi yağ bağlayanlar, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını sülük gibi emenler, sözlerim sizedir.
Particiliği ‘part şişirmek’ diye anlayanlara karşıyız ve hep karşı olacağız.
Sakın ola ki, bu yazımızdan particilik ile uğraşanların tamamını kastediyoruz anlaşılmasın. İfadelerimizi başka noktalara çekmesinler.
Sözlerimiz kimedir o zaman?
Onlar kendilerini bilirler.
Hepsinin ipliğini pazara çıkaracağız.
Böyle biline.

Bazen öyle metinler öyle müstakil yazılar vardır ki konu bitirir insan tüketirler ve sen altına ne yazsan boş kalır, sonbaharda kaldırımların üzerinde rüzgarın başıboş savurduğu yaprakları toplayan amcanın ayak sesleri gibi, vardırlar ama pek anlam ifade etmez, etseler bile öyledir der üzerinde fazla durmaz kaçarız 
işte bende böyle bir metinin altına boşlukları yazan biri olarak oturdum ve evet ! kaçıyorum şu an herhangi bir anlam çevresinde gezmemek, başıboş savrulmak elimden geliyormuş gibisine hemde
kaçmak sanki her şeyin maymuncuk misali açan sihirli anlarımızın toplamı gibi davranarak kaçıyorum üstüne 
filmimizde böyle başlıyor işte 
ali münireyi kaçırıyor,,,,
böylede bitiyor 
mustafa savcının kızını kaçırıyor,,,
Mustafa Kutlu'nun kitap uyarlaması olan film ''Uzun Hikaye'' bizden biri gibi sıcacık ve bir o kadar hayalperest, bizim aksimize film bizden kaçmıyor hep yanımıza oturmak istiyor ve akıp gidiyor,farkına bile varmıyoruz ama, bir bakmışız sosyalistin oğlu mutlu sona doğru gidiyor arkalarında ise tren sesleri rayların üzerinden ne çabuk bitti dercesine  yerini alıyor, Sosyalist Ali'nin ise demir parmaklıklar arasında gülüşü ise son sahne diye sunuveriyorlar önümüze.

Bizde aklımızdan geçirmeden edemiyoruz acaba kaçarken hangi tarafıda biz kovalıyoruz ki bu döngü devam etsin ? 
Muamma .....
Kitabınıda okuyan biri olarak takdir etmek gerekir hiç kopulmamış kurgudan, tek değişen sendeki hayal güdün ile filmin biraz kırpılması olmuş diyebilirim, hatta öyle abartılmış ki Mustafanın
-İnatçı adamın saçı yatmak
 repliği hafif bir tebessüm oluşturuyor yüzlerimizde,
Kenan İmirzalıoğlu ve Tuğçe Kazazın sahneleri her ne kadar hafif yapay gelsede son kasabadaki ilişkiler onun aksine hep doğal 
Mustafa Karakteri Ali ve Münire'nin aksine üç farklı kişi tarafından oynanıyor.
Ushan Çakır Batuhan Karacakaya Taha Yusuf Tan
 Ali'ye ise zaman geçtikçe bir gözlük ve hafif beyazlamış saçlar eşlinde karşımıza çıkıyor,,
Özet İle;
Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar ama o doğruyu söyleyen,doğruları söylemekten asla vazgeçmez. Filmin özeti tek bu cümleye sığabilir aslında. Sığabilir sığmasına ama yaşananları tek bir cümleyle hissetmemiz mümkün değildir

                                                                                           iyi seyirler,,,,,




1 Eylül 2015 Salı

içimizdeki put, heykeli yapılan.



Bir kaç asır önce dikilen,
Nasırlı ellerim şekil 
Kadın dokunuşundan mahrum,

Hafif doğrumsu, epeyce eğrimsi,
Yüz hatları belirginimsi,
Yuvarlak ??

Taş mermer ile yontulmuş
Ay tutulması,
Güneş belirmesi

Sakalları tebeşir tozundan,
Saçları ağaç kökleri

Penisi varımsı,
olmayan çınar yapraklarından
Örtü,
hafif dikili,,

Roma dönemine göz kısan
Pers abidesi !!

En derinimiz
Bizim biz olmadığımız yerin
Başladığı,
Oluverimsi (!)

Bir kaç asır önce dikilen......!!!!

İçimizde,
kendimize taptığımız putların başında,
Egomuzun gölgesinde "!"

Boynuna balta asılı
İbrahim misalinde,,

Birkaç asır önce yıkılan,
Kolları kopmuş
bacakları,

Eski yunanda 
olimpos ,
Nemrut dağında 
gökler altında,
Mezopotamyada,elerinde çivili
Çarmahın 

geriliverimsi,,,

İçimizde
En derinde

Yağmur ve
bilmem tanrısı !!
bazen
Bazen arzuların efendisi
En çok da kendisinin,
hem kölesi,hem efendisi
Olabilirimsi

Sağ elinde olmayan hevesi
Sol elinde tutunamayan şehvetleri

İçimizdeki put, heykeli yapılan.
Birkaç asır önce dikilen
Birkaç asır önce yıkılan

İçimizdeki ilah,,,,

31 Temmuz 2015 Cuma

köpeği kaybolan benim evlenecek olan benim




Şu an yaşadığımız an anlamsızlıkların toplandığı anlam değil mi sizce ??

Olmadı mı, peki duygularının yoğunluğu duygularının fazlaca yoğun olmadığından olmasın belki. Bunu ben bilemem ama sen de beni bilemezsin

İşte tam öyle bir film peş peşe ;
Anlamsızlar içinde anlam çıkarmaya çalışan bir ben olarak izliyorsan ve boş 103 dakikan varsa gereksiz bir film o kadar,

BİLEMEZSİN

Azra Akın ile Okan Yalabık başröl yazar herhangi bir sitenin film hakkındaki bilgilerinde, aslında filmin başröllerinde izleyen ve izleyen var !
O nedir şimdi dersen,
Az önce cevabını üste yazdım bkz:
"Anlamsızlar içinde anlam çıkarmaya çalışan bir ben "

Ben yerine izleyen koy o kadar

Eğer bunu da anlamadım diyorsan, mutlaka izlemen lazım peş peşeyi çünkü şu an filmin hemen ardından yazdığım şu satırlarda bende aynı senin/sizin gibi düşünüyorum,



""Filmlerdeki kitaplardaki en derin anlam hiçbir anlam derinliği olmayan sahnelerde/paragraflarda kendilerini bulan izleyici/okurun en derin anlamları çıkarmasından başka bir şey değildir, bazı kavramlar bizim ile gelir bizim ile giderler ""

Böyle yazmışım sizin ile paylaşmadığım bir başka 'peş peşem de'
En güzel yanı da bu değil mi sen yazdığın için yazdığında sen olduğun için istersen 'peş peşen' istersen 'biri' istersen 'yazın' adı ya da 'sen ne istersen'

"Bilmiyorum" ama az önce bir kavram ben ile geldi ve James Blunt tonlaması eşliğinde gitti.

Tekrar söylüyorum
"bilmiyorum"
belki de bu anlamsız satırlar arasında bir kavramında senin ile geldi ve
-hoop
gitmek üzeri, okurken arka fonda çalan müziği bekliyor olmadı
iyi dinle !!



Her şey bir yana Cemal Hünal'in ve şu an adını bilmediğim filmdeki 'doktor' dışında beni heycanlandıran hiçbir sahne olmadı, Azra Akın keşke bacakları kadar oyunculuğu da kullansaydı demek istemezdim ,
Şu an yapıyorum da

Peki ne mi anladım ?
BÜYÜK HARFLER İLE
EMPATİ
Hepimizin başına gelmiyor mu?
En önemli kararımızı alırken içimizde en derinde, bilemedim en yüzeyde bir boşluk
Peki hangimiz o boşluğu doldurmak için kararımızı erteleme cesaretini gösteriyoruz ki
Hangimiz kendimiz için yaşıyor sanıyorken başkaları için yaşamıyoruz
Seviyorum diyoruz, kendimiz için
Okuyoruz diyoruz, gelecekteki hayatımız için
Ağlıyoruz diyoruz, bir başkası için
Eeee
Madem hiçbir anlamsız anlamlarımızı kendimiz için yapmıyoruz, neden yaşıyoruz ki ??

Çünkü bizim yaşadığımız hayat bir başbakansın hayatını etkiliyor

BİLMİYORUZ



Peş peşede de Kaan(Okan Yalabık) ile Pelin(Azra Akın)  bilmiyorlar ama anlamsızlıkların içindeki anlamları birbirlerini etkiliyor,,

hangi film
hangi kitap
hangi an
hangi yaşandığın an
hangisi
bilmiyorsun ki bir başkasının başlangıcı. O içinde derindeki yahut en sığ yerlerindeki boşluk,,,,

Benim boşluğumun mu ?
adı belki Yağmur belki Peş peşe belki Naz belki basket belki de o bitmek bilmeyen Yann Tiersen solosu

Olmadı mı ??
Buraya kadar okudun ama anlamadın mı ??
Teşekkürler, sana bir tavsiyem mutlaka filmi izleme evet çok gereksiz!!!
Bazı kavramlar benim ile kaldı
Peş peşeden sonra gitmediler
Arka fon müziğini çalan arkadaş tatilde galiba neyse
Görüşürüz,,


23 Temmuz 2015 Perşembe




Burası
Sana her zaman bahsettiğim yer
Şu ağacın yanındaki üç basamaklı merdivenin hemen yan tarafındaki kaldırım
Ona son kez burada sarıldım
Kokunu son kez...

-..............

+burası evet!

-..............

+Doğru! daha sonra başka eller de aradığım tenini, son kez burada,,
Ellerim son kez saçlarını burada okşadı, sen bana sarılırken sağ yanıma gelen kalp atışlarını son kez duydum,

-..............

+Haklısın evet, yeter! kapa çeneni artık duymak istemiyorum

-............

+ellerim saçlarından, nehir gibi sırtına dökülen saçlarından,aşağı doğru burda iniyordu son kez,



omzuma doğru yasladığın saçlarının kokusunu burada içime çektim
o bi anlık
kulağına fısıldadığım,
boğazıma takıldı o kelimelerden sadece bir tanesi döküldü

Seni ..

Evet seni bırakıyorum o tarif edemediğim yerlere göklere sığdıramadığım
sevgim bitti,
tenin sıradanlaştı,
kokun ötekileşti,
İstemiyorum seni !!!!

-.............

+Son kez olsun ona sevdiğimi söylemeden bitirdim
O son cümleyi bile çok gördüm ona belki de,
ya da
kendimi düşünün bir egoist olarak davrandım

-..............

+HAYIR YALAN!!!  Sana çeneni kapatmanı söylemiştim gerçeği mi bilmek istiyorsun
onu daha fazla üzmek istemedim daha fazla acı vermemek hemen bitmesini istedim o anın bir an önce bitmesini
Oysa ne sevgim bitmişti
ne de ötekileştirmiştim onu,,,



- (!).........

+Sen ne anlarsın ki zaten ağzın bile yok baksana suratıma aptal aptal aptal bakan birisin sadece
KONUŞ HADİ DAHA NE BEKLİYORSUN
SÖYLESENE BİR ŞEYLER!!!!!

-....................

+Sende haklısın söylenecek ne var ki zaten,
Gitme ama!
Dinle beni sadece dinle,onun yaptığı gibi dinle, bazen düşünüyorum da insan sevdiğini bunu yapar mı kadınını sevdiği halde bırakır mı??

-...................

+Anlaşıldı anlaşıldı sen bu gün konuşmaya pek istekli değilsin
Ne o ??
beyefendi mezeyi mi beğenmedim yoksa
bu tavrın ona mı??
kendim hazırladım valla
malzemeleride bizim Suat Abiden aldım veresiye yazdı

-...................

+Getir hadi hadi getir! yine boşalmış bardağın yenileyim,,,
Ne var!!
Ne oldu yine !!
APTAL APTAL BAKMA YÜZÜME!!
Bende istemedim böyle olmasını
Kim ister ki?
Sevdim ben onu
Nazım abinin dediğin gibi sevdim hem de
onu sevmeyi bile sevdim,yetmedi ama bak bıraktım onu bensiz şimdi kim bilir nerede şimdi bensiz,



-............

+Ben mi ?
Ben şimdi ruhsuz
Mutsuz belki özlem dolu belki kızgın ama pişman değilim!!
Neden pişman olayım!!

-..................

+SENİ PEZEVENK bunları nasıl söylersin bana!!!

+...............

+Tamam tamam
sakinim otur hadi otur gitme bi yere bardağın bitmedi daha, hiç sevmem !
Yarım bırakanları,

-.................

+Kendimi de sevmiyorum işte anla. Yarım bıraktım onu, biz tektik öyle değil mi !!
Çift değildik ki,

-..................

+Şimdi mi?
Peşimden mi gideyim?
Kim bilir belki !!!

-.................

+Sana kapa çeneni demiştim..
Ben ne istersem öyle davran ya da !!

+Şimdi gitsem yanına halen seni seviyorum desem gelir mi ki bana?
Onu bilmiyorum ama ben ona gidemem

-...................

+Evet haklısın her zaman ki gibi,,,
+......................



12 Haziran 2015 Cuma

öykünün şiire doğması


Didem Madak... 
Beyaz, 
çilli, 
kadın, 
şair...

O annesinin ölüsünü şiirle yıkamak istemiş ya, ben de onu varlığını yokluğunu ölüsünü dirisini şiirle yıkamak istiyorum, 
-yüksek sesle okuyorum, 
-çamın dibinde mercanköşke ve limon ağacına doğru giden sesin yankısından medet umuyorum. 
-Daha ileri gitmiyorum ama !!

"Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı 
Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık,"

bende şimdi ne yazsam birileri kendini bulur,yamar belki hayatına diye.....


2011'de 41 yaşındayken öldü Didem Madak; annesinin erken ölümünü kendine ah eden şair geride bir kız çocuğuna erken ölmüş bir anne şair bırakarak… 
ve
düşünüyorum, şairlik belki de kuşaklar boyu süren bir laneti yeniden yeniden yaşamak, ya da o tuhaf şair duyarlığından yeni bir lanet yaratmak… 

Kim bilebilir, yine şairlerden başka...

Öykülemeci şiir derler ileri gelenler, bense buna Didem Madak özelinde, içindeki öykünün şiire doğması diyorum, şiirin içine öykü doğmuş diyorum… Evet şair zaman zaman dilden ve öyküden fire verir gibi oluyor. Öykünün ritmi, öykünün talepleri şiirin önüne geçebiliyor. Ancak bunu fark edene kadar Madak sizi zaten çoktan ele geçirmiş oluyor. O, oturup kendine güzel bir ..... diktikten sonra ....... üstünden tek tek temizlemeyi kafasına takmayacak, heyecanla yapıtını üstüne geçiriverip kendini sokağa atacak tiplerden.
Okurken ''......'' neyin nesi demiyorsun az önce olduğu gibi, akıp giderken satırlardan senin belleğine dokunan duyguları orayı ''......'' kapatıveriyor.

Sonradan anlıyorsun fakat kendini onun  ile bekler bulurken..




Varsın görenler,yazanlar tek tek doldursun diyor Madak.
Kendi boşluğunu bırakarak doldurduğunu bilmeden ya da bilmemezlikten gelerek...
-Kendisine sormak lazım 

BAYIMM....

Umutlarına da acılarına da önem vermiyor Madak, en fazla güler geçer. Bu gülüp geçme onun şiirinin de temel izleklerinden biridir zaten. Ama acılı bir gülüştür yine de onunkisi. Çok ama çok fazla kadınsıdır hatta belki; boş vermişlikle hayata tutunamamanın hesabını isteme arasında salınan bir sarkaç gibi.
İçinden bir ah da sen

Şöyle ki:

"Bazen ah diyorum durmadan,
Şimdi ben ahlatın başında,
Otuz iki yaşımda.
Ahlar ağacı gibi.
Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
Mavi, mor,kırmızı ve yeşil,
İstedim, hep istedim,
Sen iste derdim, iste yeter ki
Vereyim.
Her istediğimi verdim.
Arttım, fazlalaştım,
Eksikli yaşamaktan.
Ahlar Ağacıyım, gibisi fazla.
Başka bir şey istemem
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
Hesabımı tam vermekten başka.
Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta."

Ancak ardından görüyoruz ki, dalgınlığımıza gelmiyor Didem Madak. Yine de hem ölümüne hem şiirine damgasını vuran bir mezar arayışı içinde.İster istemez sizi de sarıyor bu hava 
zamanında sevdiğim kadın aklıma geliyor ya da 
zamanında değer vermediğim, 
en acısı ise halen değer verdiğim ama bana ölüm kadar uzak olan insanlar,toprağın altına gömmeden namazını kıldığın ölüsünü şiirle yıkadığın insanlar aklıma geliyor..
neyse ki ara ara satırlarında 
bayım
diyor da ben (ve biz erkekler) biraz soluk alıp bizi alıp götürdüğü o duygu acı umut dünyasından bir an olsun soluk almak için kendimize zaman ayırıyoruz...




Şunu da belirtmek isterim Madak bazı yerlerde hemcinslerine atıf yapıyor ki biz bu kasvetli havadan bir an olsun çıkıyoruz.Bana sorsalar 

garipçilerden sonra kim olsun ki bize o savurgan havayı kim o şiirler hoyrat düşlerin kadar 
dedirtebilsin ki

Cevabım ;
Madak olurdu...

BAYIM..

Ah'lar Ağacı üzerine verdiği bir röportajda, "Kendi acısıyla dalga geçen ve gülerek acı çeken bir kadın ani bir manevrayla şiiri ele geçirdi ve en başta 'iç ses' diye söylenen ağlak kadınla, 'Yıldırım Gürses' diye cevap verip dalga geçti. Ve aptal aptal güldü bir de buna. Şimdi Ah'lar Ağacı'nı nereye gömmeliyim diye düşünüyorum. Belki de 'başsız ayaksız bir mezara.' 'Susmanın su kenarında' bir yerlere…" diyerek edebiyatın dışında da ruhundaki kabir azabından işaretler veriyor. 

Tanrıyla konuşuyor, argonun tekinsiz alanında dolaşmaktan çekinmiyor,biz soluk almaya fırsat bulmadan göz kırpar gibi. 
Yaşam mücadelesi, değişen kent yaşamının ezip geçtiği birey oluş süreci hem varlığının hem şiirinin merkezinde.

Her şey bir yana Didem Madak'ın ölümünün ardından şiirlerini okuduğunuzda bütün bunların çok ötesinde bir şey hissediyorsunuz. 
Şairin, dilinin, duyarlığının kehanetvariliği... 
Erken öleceğini ya da Galata semtinin başına gelecekleri bilirmiş sanki, vasiyetler etmiş, kızına seslenmiş, annesini almış yanına… 

Bunlar tamamen kendisine ait şeyler ya, okurluktan pay çıkarıp ister istemez şüpheleniyorsunuz, acaba hangi dize benim kehanetim diye… 





Ve okumaktan kendinizi alamıyorsunuz...!!!

7 Mayıs 2015 Perşembe

kime göre kimine göre



Çok zaman önce daha yeni yeni okumaya, anlamaya çalıştığım daha doğrusu çalışmaya çalıştığım zamanlar yanlış olmasın bir pazar sabahı salonda o kendimi bildim bileli salonun tam ortasında duran

zamanında dağ eteğim,
zamanında ev yaptığım kale,
zamanında halı saham olan o geniş sehpanın yanında oturuyordum,

babam hemen önümde gazete okuyordu bende daha geçen cuma öğrendiğim ı,a,ç gibi harfleri arıyorum gazetede ilkokul hevesi işte..

-baba burada ne yazıyor
+oğlum işim var
-babaaaaaa
+Muhammeeeed
-efendimmmmm
+nerde hani söyle
-şurdaaaaaaa
+BAKIŞ AÇISI


Şimdi ben size bu takısız isim tamlamasını anlatmak için böyle bir giriş yapsam ve devam etsem ??

Siz şu satırları okurken ile bunları okumadan devam ettiğiniz satırlara olan bakış açınız aynı olur muydu ?

bu sorunun cevabı anlatmak istediğim desem peki
Saçmalama...

Neyse böyle amacını bilmediğim bir girişten sonra,

Bakış açısı dediğimiz olgu kendimizin aynadaki yansıması olsa gerek, kendini nasıl hissedersen o olursun, olduğun zamanlar ise öyle hissediyorum dersin, basit bir denklem aslında

-mutlu hisset mutlu ol
-mutsuz hisset mutsuz ol



Çevrendeki ilişkilerini hatta ülkedeki ilişkilere bakarsan bu olgunun (bakış açısı) ne kadar sık kullanıldığını göreceksin,
ilişki derken buna da farklı bir bakış açısı ile bakarsak;
sen ve senin dışındaki her şey ile aranda geçen davranış, durumlar bütünü (cep telefonu,arkadaşlar,sevgili,yatağın,masan,öğle yemeğin vb.) olarak ele alırsak günde nereden baksak 400-500 ilişkiye başlayıp bitiriyoruz.

Peki çok mu önemli bu bakış açısını kullanmak kardeşim dersen, 
-haklısın tabi derim bu da bir bakış açısı..
Hatta amacı sadece şu an yaşadığım olaylara bakış açımı değiştirmek olan bu yazı bile..

Evet her gün haber bültenlerinde, ya da en yakın arkadaşınız dert gecelerinde duydunuz  olmadı tivit ile okuduğunuz o kötü, acılar, sevgiler,neşeler başınıza gelmeden pek de onları okuduğumuz gibi olmadığını anlıyor ve hali ile bakış açımız değişiyor.

Kim bilir belki nefret ettiğiniz biri bakış açınız sayenizde en yakın dostunuz oluveriyor.
Neden mi?

bak bakalım kime göre kimine göre bkz:


-baykuşun, yarasanın, bohemin ve hırsızın bakış acısına göre gün batımı kahvaltı saatidir.
-yağmur turist için bir talihsizliktir, koylu için iyi haberdir.
-yerli halkın bakış açısına göre turist görülesi bir şeydir.
-karayip yerlilerinin bakış açısına göre, tüylü şapkası ve kırmızı kadife ceketiyle Christophe Colomb o zamana kadar görülmemiş boyutlarda bir papağandı.
-guneyin bakış açısına göre kuzeyin yazı kıştır.
-hinduların kutsal bir inek gördüğü yerde, başkaları koca bir hamburger görur.

-Hipokrat'in, Galeno'nun, Maimonides'in ve Paracelso'nun bakış açısına göre, hazımsızlık iye bir hastalık vardı, ama açlık diye bir hastalık yoktu.


Eduardo Galeano






8 Nisan 2015 Çarşamba

HALA

İnsan hala beklemekten yapılmışlığıyla

Zamanı kadarıyla düşünen bir kalıntıdır
Öylelik muhtaçlığı da cabası kalır işinden
Nereye dönse aynı karanlık vasıflar
İyilik etmeyi öğrenmemiş koca bir yığın
Neden de bilmeyen üstünkörü geçen
Her yanıyla zayıf ve üzgün yalnızca

İnsan hala beklemekten kalmışlığıyla
O veya bu şekilde sessizliğe tıkanacak
Bir kere tarafını seçecek, neyi sevdiğine karar
Verecek en güzel yanıyla bu yaşadığının
Neyi beklediğini de bilecek onu da söyleyecek
Ki oturaklardan kalktığında nefesi içine
Girmeye yer bilecek bir kesiği
Siz bilir misiniz
İnsan bir kesikten hava alır
Üşüdüğüyse yanında kar ve sonsuz
İşleriyle güçleriyle an boğazlayan diğer alemdarların
O alemdarların hayatıyla kendine yer alır..



En baştan beri yaşam dediğimiz olgu, bir serüvenin bir maceranın ya da bir anlık heveslerin toplamı değil midir?

Her an önümüze çıkan engelleri ardı sıra geçtiğimiz, geçtikçe yorulduğumuz, yoruldukça gitmek istediğimiz ama bir türlü de arkamızda bırakmadığımız anlar toplamı..

Toplamı diyorum, anıların toplamı, çarpmaz bizi ya da bölemez anılar sadece toplarlar eksiltirler.

Farkında değiliz belki.Ama şu dünyada en büyük hatamız toplamak eksiltmek bilmem ne zaman yaşadığımız anıların toplamını, toplamı mı?
daha neler!
hepsi, hatırladığın hatırlamadığın hepsi.
Ama biz yine umutlarımızı topluyoruz, neşelerimizi eksiltiyoruz sevdalılarımızı gömüyoruz ki dengeleyelim kendimizi

İçimizden diyoruz ki; Emin olalım ki sonradan eksilmeyelim, şimdi toplayalım ki sonradan gömmeyelim, cesaretimizi hiç kayıp etmeyelim ki ileride bizim toplayabileceğimiz dediğimiz bir "biz" olalım,

ah ne de güzeldir seninle ile aynı düşünmek aynı yaşamak aynı toplamak aynı eksiltmek ne güzeldir ki senin ile olmadan bunları yapabilmek ne güzeldir ki seninle hata olduğu bile bile üstüne basa basa hata yapmak



-Evet evet umut topluyorum şimdi bildiniz..

Şurada onu ilk kez öpmüştüm, şurada ilk kez onun ile buluştum,şurada keşke ölseydim. 
ya şura (!)
Burda ben değildim oydum dediğimiz; her şura bizi eksiltmek isteyen topladıklarımız...
biz anlamadık,

Şura da;
İlk görüşe her zaman inandım her zaman da inanacağım yaşadım ilk görüşü,
yaşadım ben,
neyi beklediğimi bildim.
Bilerek gördüm onu ben.
Onu tanımadan tanıdım,
onu bilemeden bildim,
hissetmeden hissettim..

Siz bilir misiniz bu duyguyu ?
Ben bilmiyorum çünkü emin olmadan emin olamıyorum,
diyorum ki bu gün ben, ben değilim başka biri gibiyim.
bir başka gün;
her şeyim ile benim
lanet olası bir sabahın akşamın köründe ben yine benim..

Oysa ben hep sen olmak istedim o kitapların arasında gidip gelen sen olmak istedim, hep sıkıcı olduğunu düşündüğün anın toplamı olmak onları eksiltmek istedim. Bunu istediğimi bilmeden istediğim gibi hep sen olmak istedim, yanaklarından nehirler gibi akan siyah saçların olmak istedim ya da bir gülüşün olmak istedim o güldüğün zamana açığa çıkan elmacık kemiğin gibi olmak, karşımda ellerini dudaklarına götüren o masum sen olmak

Ya
Ya sonra
(?)....

Evet hatırladığımız kadar biziz fakat hatırladıklarımız bize cesaret vermiyorsa emin olamıyorsam senden 'Hala' hatırladığımız kadar biz miyiz ?

Ya da gerçekten kendim olmak, tek olmak istiyor muyum cesaret edemiyorum.....



Benden önce sen
Senden önce ben
ÖLÜMDEN ÖNCE HAYAT VAR MI ?



19 Mart 2015 Perşembe

''biri''



Hep hayalini kurduğun, zamanını, nefesini, her daim onu için yaşadığın bir...
+Bir ?
-Evet bir...
-"bir''in olmadı mı senin ?
-Geceleri kulağından bilmem hangi solistin, hangi şarkısı çalarken, bilmem hangi saatinde o kör gecenin hiç düşlediğim dediğin bir'in olmadı mı senin ?

İŞTE
GİDİYORUM BU*
tanıdığımız onur ünlü'nün

"biri"



2000 yılında, kısıtlı imkanlarla bastırdığı ancak dağıtamadığı kitabı
hatta
22 Haziran 1993 günü akşam saat altıya çeyrek kala başladığı,
4 Eylül 1998 sabahı saat on biri yirmi geçe bıraktığı
"biri"

Zamanla edebiyat çevrelerinde hayli konuşulmuş, başucu edilmiş bir hale gelen yarım başı bükük bırakılmış
"biri"..

Şizofrengi’deki şiirler toplandıkları yerden seslenmiş ve etkileri tepki bulmuş
"biri"
Oluyor;

Gidiyorum Bu, şairinin, “özel hayatım benim şiir, 5 film çeksem yine de tek şiir kadar memnun etmez beni” dediği çiziktirmelerinin tümden adı.
"biri"

 Kitaptaki “Kablo” isimli şiirin ilk
 dizesinden alıyor adını.

Popüleri yeren, sistemin çarkına çomak sokan, muhalif duruşuyla kendisiyle yöndeş görüş sahiplerini de yanına alarak, “kötü” olana karşı bir duruş yaratan, tavır takınan; yaraya pansuman kabilinden filantropi ürünü eserlere ve eser sahiplerine; göz önünde olmayıp piyasalaşmayana karşı çok şahane, çok ciddi hisler beslemeyi ata sporu haline getiren gibi "biri"





Sadece kendisinin anlamlandırdığı ve/veya anlamlandırabileceği, ancak bize hiçbir giriş-çıkış kapısı bırakmadığı öyle imgeler, ifadeler, anlatılar var ki.

Bir okurun, okuduğu hakkında sadece “Naifmiş!” diyebilmesinin endişesi, ağrısı bence bu.
Bu "biri"

O kadar kapalı anlatımla, yer yer çok yalın, şairinden beklenmeyecek ölçüde yalın cümlelerle bize seslenen
"biri"

“Ah aşk!
bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
dağıldığı
an.”

diyor
"biri"




Bazen "biri" öyle konuşuyor ki
'Birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim’ diyor.
“Burçak beni sevmiyor” diyerek üzüyor da, o muzip, şiddete düşkün ve farklı okumalara açık tarzıyla da yer yer gülümsetmeyi biliyor.

Siyasi olmayı bir yaşam duyarlığı, bir refleks haline dönüştürmeyi becerebilmiş kurnaz sözcükler, akışkanlığını okura içselleştiren yamasız cümleler yaratıyor
"biri"

Fazla uzatmadan
Ah muhsin ünlü önsözde yazdığın gibi bizde

ŞİİRE BAŞLAMAK İÇİN UYGUN KOŞULLARIN OLUŞMASINI TEVEKKÜLLE UMMAK İSTİYORUZ....