7 Aralık 2014 Pazar


Sahibini kaybetmiş mektuplarım var benim.
Her birinin ayrı hikayesi…
Hepsi umutsuz ve çaresiz.
Sonu gelmemiş, yarıda kesilmiş.
Kimisi buruş buruş.
Mektuplar sayesinde maziyi anıyorum
Birinin gözlerinin içine bakıp “Sana aşığım” diyebilmeye cesaret etmişim.
Bir diğerinde onun gidişini şiiri terkeden kelimeler olarak tasvir etmişim.
Ama genelinde de gözyaşlarımın kıymetini bilememişim. hayallerimden vazgeçmişim.
Kendimden nefret ettiğimi yazmışım. O günleri çok iyi hatırlıyorum. O günleri hatırladıkça artık kendimden değil bana o duyguyu yaşatandan nefret ediyorum.
Ama fark ettim ki kime yazılmış olursa olsun sürekli “özlem”. Özlemek, özlemek… O zaman içli dışlıymışım özlemekle. Tam da dün bunu düşünüyordum “İçimde özleme isteği var ama özleyebileceğim kimse yok. Özlemeyi özlüyorum”
Bu mektuplar… Bunların yeri artık o sandığın içinde sahibini beklemek değil. Çünkü sahipleri benim için bu mektupları okumaması gereken; bir zamanlar benim için kelimelerce değerleri varken, şimdi herkesleşmiş olan kişilerden daha fazlası değil.
Burada kalmamalılar.
Mektupların, sonsuzluğun içerisinde kül oluşunu izliyorum.
Küçük bir alevin ne denli büyük duygulara tekabül ettiğini düşünüyorum.
Geçmişi yakmak,kelimenin tam anlamıyla bu.
Geçmiş ve geçmişteki duygular, şimdi bi tutam külden ibaret.
Onları yaşatan insanlarsa bazı sayfaları koparılmış,yıpranmış, eski bir günlük.
Ben mi? Beni boş versene.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder