16 Nisan 2016 Cumartesi

Zamanında bana bunu yazdıran kadın,,

Bilmem ne zaman bir hocam bir kadını unutmanın en kolay yolu kendini unutmak demişti. Bilmiyorum doğru mu ? Yapamadım çünkü...

Ama şunu biliyorum bir kadını hatırlamanın en kolay yolu kendini hatırlamak. Bu aralar kendimi hatırlıyorum. Zor, eskilerden hep moloz yığınları, kalp ağrıları, vicdan azapları ve pişmanlıklar çıkıyor. Altından kalkmak da mümkün olmuyor..

Zamanları ise sanki üstüme gelen bulut kümeleri gibi. Gözüm görüyor fakat aklım ölçemiyor. Emin olamıyorum acaba diyorum...


Acabalarım ise hep aynı kapıyı çalıyor, dönüyor dolaşıyor yine kapı önündeki o her daim garip paspasın önünde beliriyor.

İçeride neler mi var anlatsam sayfalar yetmez sayfalar yetse içime sinmez. Susarım bakarım önüme. Ayak parmaklarıma. Her şeyi onlar anlatırlar aslında, utandığında hemen onlara bakarsın ya da sevdiğinde hemen başın eğilir öne.

Benimde başım düşer öyle. Kendimi gördüğümde birinde, kendimi bulduğumda bir başkasında, ilk onlar bilir. Hemen düşer başım öne.

.....

Zamanında bana bunu yazdıran kadın
Seni arıyorum
Neredesin ??

başlayalım

Yine bilmem hangi zamanda başım yine önde parmak uçlarına bakan gözlerim, taş beton ile hizalanmış alnım, bir türlü yatışmayan saçlarım,
Duruyoruz,,,
Dedim ya bilmem hangi zaman


Peki diğer bilmem hangilerinden ayıran ?
Parmak uçaklarıma bakan gözlerimi parlatan, taş beton ile hizalanmış alnıma düşen saçlarımı
uysallaştıran.

Ne ?
Kim ?

Bende bilmiyorum
Tek bildiğim
Bir anı, içene binleri sığdırdığım küçücük bir anı,
Büyülü bir bakış oysa,
Bütün bir ben ile durduğum o muhteşem anların tek bir anda toplamı

İşte
Bilmem hangilerimden ayıran
Sen,
Karşımda




fındık burnun, siyah keskin bakışların ile saçların bir meşe ağacının dallarına serpilmiş yaprakları gibi kıvır kıvır, kırıklıklarına sayfalar yazdığım o yanaklarından hırçın bir nehir gibi omuzlarına akan saçların, hafif açık bağrı ile pürüzsüz bir mercan gibi gözlerimi bir an olsun ayıramadığım o gözleri, nokta nokta çillerin, dudakları sanki gökyüzü, bense gökyüzünde başıboş gezen bulutları, gülüşü rüzgarım. Bilinmezliğe götüren rüzgarım. Beni de gökyüzüne aldığın o anın sıcaklığı, özledim seni
Şimdi gökyüzüm soğuk, rüzgarım yok, omuzlarına doğru akan nehirlerim anlamsız…

Neredesin ?
Zamanında bana bunu yazdıran kadın seni arıyorum
Neden sen öldün ?

Neden beni bırakıp gittin, beraber okuduğumuz dizileri mi beğenmedin ?
Turgut abi duymasın aman !
Bir daha okuyamam yüzüm olmaz (!)
Saatler boyu seni arıyorum bazen dizelerinde
Bozuluyor !!

neredesin ?

O geceleri gökyüzüm siyah ile boyandığı zamanlar sesini arıyorum, kokunu arıyorum
Dinlediğin müzikler ile avunuyorum,
Neden öldün sen ?
Kim gömdü seni toprağı ?
hanginiz ?
yeter diyorum yeter .
o bendim, kendimi......
kayıp ettim sende şimdi de bulamıyorum ,,

seni hatırlamak kendimi hatırlamak, kalbimden söküp aldığın o moloz yığınları artık ağır gelmeye başladı, hatırlayamaz oldum kendimi. Hep kaçak yaşayan oldum. Sahne sahne dağılan hayata, senin hayatının figüranı oldum
Nereye baksam sen
Oysa ben bir figüran, senin başrol aldığın bu hikayede her fırsatta yanına gelemeye çalışan bir figüran



Şimdi figüran olan ben,,
Seni hatırlayan
Bir senarist,
Meşe ağacı saçlarını, bana umut veren gülüşünü bilen ben,
Sonu hep mutsuz sonla biten başrolünü öldüren bir ben
senarist

Neden öldürdüm seni ?

Oysa kalemimde kan olmaz benim, hep temizdir, doğruları karalar, umutları arar

Neden öldün sen
Figüranlar iş yapmaz sahnede sadece görünür, bir an görünür, bir an kaybolur
Ansızın
ulaştım dersin bir nefeste bitiverir, tadı kalır, biraz daha olsa dersin biraz daha dursa, biraz daha yazsa, biraz daha sevse
Biraz daha okusam onu,
Her şeyden biraz daha





Ama bu benim senaryom ve sen öldün
Zamanında bana bunu yazdıran kadın,,
Neden öldün sen ?



Bak yine ayak uçlarımda gözlerim
Nerede meşe yaprağı saçların
Yaktım o gün kırıklarına sayfalar yazdığım dizeleri,
Şimdi yazıyorum başıboş bulutları rüzgarın olmadan, gökyüzüm boş,
gökyüzü severler de yok…

Yalnız başıma, dışarıda o yağmur sonrası toprak kokusu senin kokun yerine, yanım boş, sıcaklığın yok, kokunun toprak ile karıştığını bilerek yazıyorum

Ucu sonu olmayan bir mezarlıkta tek başıma, suluyorum seni o meşe ağacının dallarına serpilmiş yapraklarını, dudaklarına dokunmak istiyorum, sana dokunmak istiyorum ama
Ulaşamıyorum çok derindesin, en sevdiği mor olan canım etrafında olamıyorum sahneme alamıyorum seni, senin hayatında figüran olmaktan kurtulamıyorum
Acıtıyor
Sonra
karalıyorum, beyaz sayfa karardıkça yok oluyor biliyorum, içimdeki boşluk hep aynı
Parmak uçlarım
Gözlerim parlamıyor
Saçlarım asi

Sen ?
Ölü
Zamanında bana bunu yazdıran kadın seni arıyorum
Neden öldün sen ?

yazdım yine bir nefeste.
İçime sığmadı bende kustum seni sonunda

Neyse rol geldi gökseverler derneği başkan mührüyüm bu gün

Sen öldün
yayıncı beğenmedi senaryoyu
Kovuldum bende
Bak ilanı bile asmışlar,
mutlu son figüranı aranıyor........

bende seni arıyorum
zamanında bana bunu yazdıran kadın
sonun mutlu olmasa da !!
Arıyorum seni….



26 Şubat 2016 Cuma

konuşurum
susarım
yazarım 
yaşarım
ağlarım
gülerim
hüzünlenirim
keder dolar içim
senin de bildiğim,
ama en çok da sevgi dolu olan içim

şu kısacık dakikaların, kum saati tanelerini arasında seni aradığımı sandım, 
aramak sevda , bulamamak umut, anlamak ise aptallık 
sevmek zaten aptallık
ama neyi ?
kendini !
onu !
sevmeyi mi ?
evet evet sevmeyi sevmek en zoru oydu aslında hep aradığın, bulamadığın, dönüp durduğun 





bir hayal ile yaşlanmak, olmayan kişilere anlamlar yükleme sanatı diye tanımlasak mutlu olmayı,mutlu olanlara çok mu ayıp etmiş oluruz 

sevdiğine emin olduğun tek şeyin ailen olduğunu bilmek ailesini tanımayanlara acımak mı olur 
bilinmez ama sevgisi bol olanların etrafına yaptıkları...

nazım abiler,necip abiler,cemal abiler, turgut abiler
çok sevdalı abiler 
çok
onları okuyup sevmek 
işte ayıp 

abilerim
hislerim birer gökyüzü olsa yağmur taneleri hayatıma giren kişiler 
bulutlar ise değer verdiklerim olurdu
hayatıma kattıkları ile büyük beyaz pamuk yığınları 

gökseverler derneği 
üye alım günleri 
gökseverler derneği
üye silim günleri



o eski arnavut kaldırımlarının arasına sıkışan toz taneleri rüzgar ile uçuşup bana gelen insanlar misali 
üye alım günleri !!
hep varlar ama bir varlar bir yoklar
işte üye silim günleri !!
maviliğim hep sevda dolu 
yağmurlarım ise hep çamurlu

sende çamurlu 
kıvrıldığım 
ama bir türlü yanına uzanamadığım 
sen hep kıvrımlı
ben hep dumanlı

sen hep uzağımda
ben hep yakınında

kalp kırığım
ezik yanım 
sen hep mavi hep uzak 

umut ile bakan

işte üye alım günü.................














11 Şubat 2016 Perşembe

olgusallık,determinizm ve birkaç norm üzerine

Bir şiir olacaksam şairim sen ol isterdim
olamazsam !
Sen olur muydun
Yalan söyleme ama



Şu her şeyi yeni yeni tanıdığımız, her şeyden daha çok umut ile baktığımız bakış açımıza,yeni kelamlar çok yabancı olmadığımız lakin bize tamamen yabancı isimleri ile giriyorlar. Çok farkında olmasak da bütün sistem ve düzen içerisinde de ismini yabancı olduğumuz bu teoriler, kavramlar ya da her ne ad buluyorsanız özümseniyor ve bir bakmışız ki hayatımız olmuş farkında değiliz.

Hatta öyle anlar oluyor ki taban tabana zıt olduğumuz bu kavramlar için savaş veriyor beyin fırtınaları yapıyor bu da yetmez gibi zamanımızdan çalan bu kavramları tanımadan benimsediğimiz için aptal konumunda kısır bir döngüleme yaşıyoruz

Çok haksız da değiliz aslında nereye baksak olgusallık karşımıza çıkıyor, sıkılıp kafamızı çeviriyoruz bu seferde determinizm bize göz kırpıyor.
Halbuki ikisi de aynı düzene hizmet veren basit teoriler,fikri akımlar sadece

Peki bu kadar basit dediğimiz bu fikri akımlar nasıl oluyor da günümüzde hemen hemen herkes tarafından bok atılan kapitalizm,narsitizm ve birçok popüler akıma hizmet ediyor ?

Biraz açalım isterseniz ne bu olgusallık ya da determinizm
Yüzeysel olarak; 
''her sonucun bir nedene bağlanması olayı''

-Yağmur yağıyor çünkü buharlaşma ve yoğuşma var
-Dişimiz ağrıyor çünkü sinirler nöronlar ile acıyı beyin loblarına iletiyor
-Onu seviyoruz çünkü kendimizi seviyoruz
-yazıyorum çünkü sizin okuduğunuzu bilmek ya da bunun yanılgısına kapılmak iyi hissettiriyor



Daha epey örnekleme yapabiliriz lakin bu kadar nedenin ve sonucun içinde biz neredeyiz ??

Bilmiyoruz !! 
bu da bizi her şeyin aksine nedenini bilmediğimiz bir boşluğun içine fırlatıyor ve oradan çıkmak için yaptığımız her çırpınış bizi bir bataklık misali daha derine çekiyor, boşluk büyüdükçe biz küçülüyoruz ve öyle bir yere geliyor ki;
Biz sadece boşluklardan ibaret insan yığınları oluyoruz,
Yaşamak için nefes alan
Para için öğrenen
Mutlu olmak için harcayan
Üzülmemek için susan en acısı ise sevmek için seven.

Olgusallık bize öyle bir mantık kapısı açıyor ki, o açılan kapıdan içeri girdiğimiz evde sevgi,umut, şevkat olmuyor

Çünkü o evde sadece mükemmel tanımalar ile mükemmel sonuçlar doğuyor..
Bizde hiçbir şeyin mükemmel olmadığını bildiğimiz halde, o tanımları yapmak isterken evin içerisinde kayıp oluyor ve çıkmak için başka çıkar ilişkilerine, yapmacık tavırlara yöneliyoruz.



Oysa bizim belleğimiz her nedenin bir sonuca bağlanmasını kabul etmiyor,insanız ve hep öyle kalırız!

Biz severiz çünkü değer veririz. Kendimiz için sevemeyiz ki. Hep onun için severiz, hep onun için yaşarız, hep ona bakarız, hep onu isteriz

Şevkatliyiz çünkü insanız, bizler zamanın sisteminde birer robot gibi progromlanamayız
Bizim kodlarımız yoktur bizim duygularımız vardır ve onlar için yaşarız.

Öğrenmek bizde hep tutkudur çünkü dünyayı daha iyi tanımak isteriz, arkadaşlar ediniriz çünkü tanıdığımız bu dünyada yalnız değiliz, severiz çünkü bir bedende çift gezmek uzak olsak bile hep yan yana olmak isteriz !!

Ama determinizm bizden öğrenme tutkumuzu alır, arkadaşlıkları hep bir nedene için sonuca bağlar, tek kullanımlıktır duygular ve arzular. Hep kendi için yaşayanlar, mükemmel tanımlara kendini uyduran bizler yaratmak ister, farkında değiliz ama zaman geçtikçe
İçene düştüğümüz boşluk öyle büyüyor ki sonuçta biz değil, boşluklar içinde birbirini arayan yığınlar oluyoruz..

Umut ediyorum çünkü umut olmaz ise ben olmadığımı biliyorum..


13 Ocak 2016 Çarşamba

O vurduğum kıyılara





Bitişim başlangıç
Sonum sonsuz

Kimsesizliğim sonlu
Umutlarım sonlu
Hayallerim sonlu
Sen sonlu,,,

O sonsuz
Ben sonlu

Ona bakan ben
Beni gören o

Kesme avizeler
Eskimeyen kaldırımlar
Sonu gelmeyen satırlar
Hep unutulan mısralar
Ne kadar onlar
hüzünler,,,

Yaşadığım
Kirlendiğim
Asalaklığım
Kadınım sana

Ben,,

Baştan aşağı seni yıkayan
Mavi ,keskin ,yırtıcı
Yıldızlar kustuğum
Onurumuz
Sonra birinden
Öğrenir
Ama birinin değil

Bazı geceler
Biraz daha
Davetin
Şehvetin

Sen,,

Düğümlenir
Sana
Sığınır
Hafif
Önde
Ellerim
Boynum
Bacaklarım
Kıyıya
Kıyılara
Çarpışan bedenim sana
Sığındığım

Azarlarım 
Hemen 
Değil
Hep sonra
Daha sonra
O vurduğum kıyılara
Sarp ve dik kenarlara

Her an unutulmaktan
Her an sensiz
Ama hep
Sen,,

Ne güzel
Ben

Ne kötü son
Hep sonu olan sonsuz
Zaman değil
Her an son
Her an
Sen
Unutulan ben
Tutulan
Dizilen
Vurulan

Cesaretinden
Saçlarından
Gözlerinden
Yoksuzluğum
Yoksulluğum
Sen,,

Düşlerimde kaç
Ya
Umutlarım da
Yalan mı
Sen
Yoksa
Ben

Bazı geceler
Düğümlenir
Sensizce
Neden yalan söylesin
doldurmasın

Boşum
İçini döken

Geçen gün
Sen,,
Eksilen
Ben
..




31 Ekim 2015 Cumartesi

uzun hikaye



Bilenler Bilir… ”Mahalli dilde ‘part’ diye bir kelime vardır. Bilenler bunun karın, göbek, mide, işkembe mânasına geldiğini bilirler.
Ayrıca tarihte İskitlere komşu olmuş, göçebe olarak Mezopotamya’ya, İran topraklarına uzanmış, oralarda yerleşmiş ‘Partlar’ denilen bir kavim vardır, bu da biliniyor. İran efsanelerinde yiğit, savaşçı, aristokrat diye geçen Partlar zaman içinde Yunan âşığı kesilip, kurdukları saraylarda rezilane bir hayat sürmeye başlamışlar. Tabii halk bu gidişe tepki göstermiş ve sonunda Sasaniler iktidara geçerek Partların hakimiyetine son vermişler.
‘Parti’ kelimesi ise bize Fransızcadan geçmiştir. Dilimizde birkaç mânası ile kullanılıyor. 1. Parça, kısım. Mesela ‘Bir parti kumaş geldi’ deriz. 2. Bir siyasi gaye etrafında birleşenlerin meydana getirdiği kuruluş, fırka, hizip. Bu da malum mânadır. 3. Eğlence toplantısı. İşte bu mühim. Çünkü bizimkiler ‘Kokteyl partisi’ veya ‘av partisi’ gibi partciliği eğlence haline getirmişlerdir. 4. Bir defada oynanan oyuna da parti deriz. Mesela ‘tavla partisi’ gibi. 5. Kelepir, vurgun mânası ki, en önemlisi budur. ‘Partiyi vurmak’ deyimi büyük kazanç sağlamak demektir. ‘Partiyi kaybetmek’ ise elde ettiği bir kazancı, haksız biçimde geldiği makamı yitirmek demektir.
Şimdi, aziz okuyucular, dilimizde niçin ‘part’ diye bir kelime var olmuş,  anladınız değil mi?
Hâlâ anlamamış olanlar için daha açık bir ifade ile şunları söylüyorum:

Şiş göbekler; gövdesi yağ bağlayanlar, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını sülük gibi emenler, sözlerim sizedir.
Particiliği ‘part şişirmek’ diye anlayanlara karşıyız ve hep karşı olacağız.
Sakın ola ki, bu yazımızdan particilik ile uğraşanların tamamını kastediyoruz anlaşılmasın. İfadelerimizi başka noktalara çekmesinler.
Sözlerimiz kimedir o zaman?
Onlar kendilerini bilirler.
Hepsinin ipliğini pazara çıkaracağız.
Böyle biline.

Bazen öyle metinler öyle müstakil yazılar vardır ki konu bitirir insan tüketirler ve sen altına ne yazsan boş kalır, sonbaharda kaldırımların üzerinde rüzgarın başıboş savurduğu yaprakları toplayan amcanın ayak sesleri gibi, vardırlar ama pek anlam ifade etmez, etseler bile öyledir der üzerinde fazla durmaz kaçarız 
işte bende böyle bir metinin altına boşlukları yazan biri olarak oturdum ve evet ! kaçıyorum şu an herhangi bir anlam çevresinde gezmemek, başıboş savrulmak elimden geliyormuş gibisine hemde
kaçmak sanki her şeyin maymuncuk misali açan sihirli anlarımızın toplamı gibi davranarak kaçıyorum üstüne 
filmimizde böyle başlıyor işte 
ali münireyi kaçırıyor,,,,
böylede bitiyor 
mustafa savcının kızını kaçırıyor,,,
Mustafa Kutlu'nun kitap uyarlaması olan film ''Uzun Hikaye'' bizden biri gibi sıcacık ve bir o kadar hayalperest, bizim aksimize film bizden kaçmıyor hep yanımıza oturmak istiyor ve akıp gidiyor,farkına bile varmıyoruz ama, bir bakmışız sosyalistin oğlu mutlu sona doğru gidiyor arkalarında ise tren sesleri rayların üzerinden ne çabuk bitti dercesine  yerini alıyor, Sosyalist Ali'nin ise demir parmaklıklar arasında gülüşü ise son sahne diye sunuveriyorlar önümüze.

Bizde aklımızdan geçirmeden edemiyoruz acaba kaçarken hangi tarafıda biz kovalıyoruz ki bu döngü devam etsin ? 
Muamma .....
Kitabınıda okuyan biri olarak takdir etmek gerekir hiç kopulmamış kurgudan, tek değişen sendeki hayal güdün ile filmin biraz kırpılması olmuş diyebilirim, hatta öyle abartılmış ki Mustafanın
-İnatçı adamın saçı yatmak
 repliği hafif bir tebessüm oluşturuyor yüzlerimizde,
Kenan İmirzalıoğlu ve Tuğçe Kazazın sahneleri her ne kadar hafif yapay gelsede son kasabadaki ilişkiler onun aksine hep doğal 
Mustafa Karakteri Ali ve Münire'nin aksine üç farklı kişi tarafından oynanıyor.
Ushan Çakır Batuhan Karacakaya Taha Yusuf Tan
 Ali'ye ise zaman geçtikçe bir gözlük ve hafif beyazlamış saçlar eşlinde karşımıza çıkıyor,,
Özet İle;
Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar ama o doğruyu söyleyen,doğruları söylemekten asla vazgeçmez. Filmin özeti tek bu cümleye sığabilir aslında. Sığabilir sığmasına ama yaşananları tek bir cümleyle hissetmemiz mümkün değildir

                                                                                           iyi seyirler,,,,,




1 Eylül 2015 Salı

içimizdeki put, heykeli yapılan.



Bir kaç asır önce dikilen,
Nasırlı ellerim şekil 
Kadın dokunuşundan mahrum,

Hafif doğrumsu, epeyce eğrimsi,
Yüz hatları belirginimsi,
Yuvarlak ??

Taş mermer ile yontulmuş
Ay tutulması,
Güneş belirmesi

Sakalları tebeşir tozundan,
Saçları ağaç kökleri

Penisi varımsı,
olmayan çınar yapraklarından
Örtü,
hafif dikili,,

Roma dönemine göz kısan
Pers abidesi !!

En derinimiz
Bizim biz olmadığımız yerin
Başladığı,
Oluverimsi (!)

Bir kaç asır önce dikilen......!!!!

İçimizde,
kendimize taptığımız putların başında,
Egomuzun gölgesinde "!"

Boynuna balta asılı
İbrahim misalinde,,

Birkaç asır önce yıkılan,
Kolları kopmuş
bacakları,

Eski yunanda 
olimpos ,
Nemrut dağında 
gökler altında,
Mezopotamyada,elerinde çivili
Çarmahın 

geriliverimsi,,,

İçimizde
En derinde

Yağmur ve
bilmem tanrısı !!
bazen
Bazen arzuların efendisi
En çok da kendisinin,
hem kölesi,hem efendisi
Olabilirimsi

Sağ elinde olmayan hevesi
Sol elinde tutunamayan şehvetleri

İçimizdeki put, heykeli yapılan.
Birkaç asır önce dikilen
Birkaç asır önce yıkılan

İçimizdeki ilah,,,,

31 Temmuz 2015 Cuma

köpeği kaybolan benim evlenecek olan benim




Şu an yaşadığımız an anlamsızlıkların toplandığı anlam değil mi sizce ??

Olmadı mı, peki duygularının yoğunluğu duygularının fazlaca yoğun olmadığından olmasın belki. Bunu ben bilemem ama sen de beni bilemezsin

İşte tam öyle bir film peş peşe ;
Anlamsızlar içinde anlam çıkarmaya çalışan bir ben olarak izliyorsan ve boş 103 dakikan varsa gereksiz bir film o kadar,

BİLEMEZSİN

Azra Akın ile Okan Yalabık başröl yazar herhangi bir sitenin film hakkındaki bilgilerinde, aslında filmin başröllerinde izleyen ve izleyen var !
O nedir şimdi dersen,
Az önce cevabını üste yazdım bkz:
"Anlamsızlar içinde anlam çıkarmaya çalışan bir ben "

Ben yerine izleyen koy o kadar

Eğer bunu da anlamadım diyorsan, mutlaka izlemen lazım peş peşeyi çünkü şu an filmin hemen ardından yazdığım şu satırlarda bende aynı senin/sizin gibi düşünüyorum,



""Filmlerdeki kitaplardaki en derin anlam hiçbir anlam derinliği olmayan sahnelerde/paragraflarda kendilerini bulan izleyici/okurun en derin anlamları çıkarmasından başka bir şey değildir, bazı kavramlar bizim ile gelir bizim ile giderler ""

Böyle yazmışım sizin ile paylaşmadığım bir başka 'peş peşem de'
En güzel yanı da bu değil mi sen yazdığın için yazdığında sen olduğun için istersen 'peş peşen' istersen 'biri' istersen 'yazın' adı ya da 'sen ne istersen'

"Bilmiyorum" ama az önce bir kavram ben ile geldi ve James Blunt tonlaması eşliğinde gitti.

Tekrar söylüyorum
"bilmiyorum"
belki de bu anlamsız satırlar arasında bir kavramında senin ile geldi ve
-hoop
gitmek üzeri, okurken arka fonda çalan müziği bekliyor olmadı
iyi dinle !!



Her şey bir yana Cemal Hünal'in ve şu an adını bilmediğim filmdeki 'doktor' dışında beni heycanlandıran hiçbir sahne olmadı, Azra Akın keşke bacakları kadar oyunculuğu da kullansaydı demek istemezdim ,
Şu an yapıyorum da

Peki ne mi anladım ?
BÜYÜK HARFLER İLE
EMPATİ
Hepimizin başına gelmiyor mu?
En önemli kararımızı alırken içimizde en derinde, bilemedim en yüzeyde bir boşluk
Peki hangimiz o boşluğu doldurmak için kararımızı erteleme cesaretini gösteriyoruz ki
Hangimiz kendimiz için yaşıyor sanıyorken başkaları için yaşamıyoruz
Seviyorum diyoruz, kendimiz için
Okuyoruz diyoruz, gelecekteki hayatımız için
Ağlıyoruz diyoruz, bir başkası için
Eeee
Madem hiçbir anlamsız anlamlarımızı kendimiz için yapmıyoruz, neden yaşıyoruz ki ??

Çünkü bizim yaşadığımız hayat bir başbakansın hayatını etkiliyor

BİLMİYORUZ



Peş peşede de Kaan(Okan Yalabık) ile Pelin(Azra Akın)  bilmiyorlar ama anlamsızlıkların içindeki anlamları birbirlerini etkiliyor,,

hangi film
hangi kitap
hangi an
hangi yaşandığın an
hangisi
bilmiyorsun ki bir başkasının başlangıcı. O içinde derindeki yahut en sığ yerlerindeki boşluk,,,,

Benim boşluğumun mu ?
adı belki Yağmur belki Peş peşe belki Naz belki basket belki de o bitmek bilmeyen Yann Tiersen solosu

Olmadı mı ??
Buraya kadar okudun ama anlamadın mı ??
Teşekkürler, sana bir tavsiyem mutlaka filmi izleme evet çok gereksiz!!!
Bazı kavramlar benim ile kaldı
Peş peşeden sonra gitmediler
Arka fon müziğini çalan arkadaş tatilde galiba neyse
Görüşürüz,,